KRİZ NE ZAMAN BİTECEK?

11 Eylül 2012 Salı 12 : 1
Can Komar

Can Komar

Normal şartlar altında Eylül ayı ekonominin canlanma ayıdır. Yaz tatilinin rehavetinden çıkan üreticiler, yılsonuna kadar hedeflerini tutturabilmek amacı ile stoklarını tazelerler. Yılın son çeyreği, bu nedenle depara kalkma dönemidir.

Ama normal şartlar altında olmadığımızı bir kez daha tekrarlamama gerek yok sanırım. 2009 yılından bu yana süregelen küresel sıkıntılar dönüp dolaşıp bizi buluyor.

Ekonominin çarklarını bilmeyen bazı arkadaşlarımız, olan bitene pek anlam verememektedir. Zaman zaman gelen krizlerin nedenlerini de bilmemektedirler. Şimdi size çok basit bir şekilde kriz neden olur, anlatmaya çalışacağım. Bunu bilirsek, krizden nasıl ve ne zaman çıkılacağını da üç aşağı, beş yukarı kestirmiş oluruz.

Nitekim, krizden ne zaman çıkılacağını bilirseniz, fiyatların ne zaman artacağını da aşağı yukarı tahmin edebilir, stoka girme kararını da güvenle verebilirsiniz. Gelin size ekonominin işleyen çarklarını çok basit anlamı ile anlatmaya çalışayım.

Sabırsız okuyucularım için, bir ön bilgi vereyim. Bu yazı, son yıllarda okuduğunuz önemli ve güzel bilgiler veren, ekonominin işleyişini basit şekilde anlatan, bugüne kadar anlam veremediğiniz şeyleri anlamlandıran bir yazıdır. Üstelik içinde komik bir fıkra da vardı. Okumaya devam ederseniz pişman olmazsınız. Bugünkü krizin 2020’den önce neden bitmeyeceğini de öğrenmiş olacaksınız.

Krizler neden oluşur?


Eskiden sosyalist ülkeler vardı. Oralarda Merkezi Ekonomik Planlama vardı. Komünist partisindeki bir grup uzman hangi maldan ne kadar üretileceğine karar verir ve gereken yerlere talimatlar verilirdi. Ama bu uzmanlar hata yaparlar ise garip sonuçları olurdu. Örneğin, 10 yıllık lahananın yanlışlıkla üretilmesi ve elde kalması gibi. Ayrıca, herkesin bildiği kuyruklar olurdu. Ekmek kuyruğu, Et kuyruğu bilinen şeyler ama örneğin elbise askısı kuyruğu, tencere kuyruğu gibi, merkezi planlamanın gariplikleri de olurdu.

Her neyse, artık dünyada sosyalist – merkezi planlanan ekonomi kalmadığına göre dikkatimizi kapitalist ekonomilere çevirelim. Komünist olduğunu iddia eden Çin bile piyasa ekonomisini kabul etmiştir.

Birinci neden: Üretim Fazlası

Evet, Kapitalist Ekonomi, serbest piyasa ekonomisi demektir. Diğer bir deyişle ekonomiyi planlayan hiçbir kurum yoktur. Rekabet vardır. İnsanlar, ne üretip, satarak para kazanacaklarını düşünüyorlarsa, oraya yatırım yaparlar. Yatırımcıların bir gözü daima taleptedir. Talep varsa orada ekmek var demektir. Başkaları da aynı işi yapıyormuş… Hiç önemli değil. Siz daha iyisini yaptığınız sürece para kazanırsınız. Bu sayede, ekonominin çarkları işler ve talep edilen ürün veya hizmetler, birçok kişi tarafından üretilmeye başlanır. Tüketiciler de bu çeşitliliğin tadını çıkartırlar. Çünkü piyasada ne kadar çok üretici olursa, o kadar rekabet olur ve fiyatlar da kendiliğinden maliyetlere yakın seviyelere iner. Yani, serbest piyasa ekonomisi bir anlamda eşyanın tabiatı gereği, doğal bir ekonomik dengeleme anlamına da gelir.

Ancak, bir zaman gelir ki, bir sektörde talep var diye oraya yatırım yapan firma sayısı aşırı derecede fazlalaşır. Bu firmalar para kazanmak için üretim yapar da yapar. Ne zaman ki üretim, talebi aşar, işte o zaman stoklar artmaya başlar. Stoklar artınca, üreticiler rahatsız olurlar. Çünkü kısıtlı sermayelerini mala bağlamışlardır. Stokta bağlı kalan sermaye dönmediği için üreticinin geliri düşmeye başlar. Belki de o malı üretirken bankadan kredi kullanmıştır. Banka kredisinin vadesi gelir ama bankaya borcu stokla ödeyemeyeceği için, bu sefer kalkar, parasını nakde çevirmek için acayip bir şekilde fiyatları kırar. Amacı, diğer üreticilerden daha atik davranarak ve zararı da göze alarak, elindeki stoku, diğer üreticilerden önce satabilmektir. Diğer bir deyişle, piyasada KRİZ vardır. Şimdi, dikkat edin bu durumda talep aslında azalmış filan değil. Sadece üretime göre daha düşük kalmıştır. Yani, piyasada o kadar çok üretici olmuş ve arz o kadar fazlalaşmıştır ki, var olan ve kendi halinde devam eden talebi fersah fersah aşmıştır. Bu durumda, piyasada bir deprem olur. Zayıf ve güçsüz firmalar dökülürler. Geriye güçlü ve sağlıklı firmalar kalır. Üretim kapasitesi bu dökülmeler nedeni ile küçülür ve tam olarak talebi karşılayabilecek bir seviyeye iner. Bu durumda da kriz biter. Krizin bitmesi en fazla 2-3 çeyrek alır. Diğer bir deyişle, 6-9 ay. Çok ciddi krizler ise en fazla 4-5 çeyrekte düze çıkar. Tabi, kriz bitene kadar da kan gövdeyi götürür. Zora giren firmalar, mal aldıkları yerlere olan borçlarını ödeyemezler. Bankalara olan borçlar temerrüde girer. Hacizler ve takipler başlar. Parasını tahsil edemeyen diğer firmalar da zora girmeye başlar. Bu şekilde bir sektörde başlayan kriz, zincirleme olarak bütün ekonomiyi sarar. 2009 krizini hatırlamanızı istiyorum. Böyle olmadı mı?

Hükümetler, ekonomiyi düzenleme gücüne sahip oluşumlardır. Ancak, serbest Pazar ekonomisinde hükümetlerin hiçbir şekilde piyasaya müdahale etmemeleri gerekir. Batan şirketler, piyasanın reddettiği, başarılı olamayan şirketlerdir. Eğer hükümetler o firmaları kurtarmaya çalışırlar ise, bunun acısı başka yerlerden çıkar ve kaş yapayım derken göz çıkar.

Bu anlattığım kriz, piyasa ekonomisinde en sık rastlanan krizdir. Bazıları bunu sadece adı “kriz” olduğu için olumsuz, kötü bir şey gibi görür. Ama aslında bu tip krizler ekonominin sağlığı için çok faydalıdır. Ekonomiyi düzenler ve güçlülerin, piyasadaki talebi en başarılı ve en uygun fiyatla gideren firmaların ayakta kalmasını sağlar.

İkinci neden: Olumsuz Beklentiler

Bir ikinci tip kriz ise “fiktif” krizdir. Diğer bir deyişle “hayali” dir. Yani, tüketicilerin gelecek hakkındaki “beklentileri” olumsuz ise, para harcamayı durdururlar. Tüketici araba almayı erteler, yeni daireye girmekten şimdilik vaz geçer, dışarıda yemek yemeyi azaltır, hatta para harcamamak için doktora bile gitmez ise, piyasada durgunluk başlar. Tüketici şöyle düşünür: Gelecek karanlık, işimi kaybedebilirim onun için para harcamayı durdurayım ve nakitte kalayım. Hiç belli olmaz, yarın bu paraya ihtiyacım olabilir. Alacağım LCD ekran televizyon bekleyebilir. Önce kendimi güvene alayım…

Piyasadaki para dönmez ise durgunluk başlar. Ekonomiyi canlandıran paranın dönmesidir. Size bu noktada, paranın dönmesini çok güzel anlatan bir fıkra anlatmak istiyorum.

Temel ve Dursun para kazanma ihtiyacındalar mış. Her ikisi de evde şarap imal edermiş. Bir gün aralarında konuşmuşlar ve ertesi gün her ikisi de birer testi şarapla caddenin iki tarafına geçmiş ve bardağı 5 kuruşa şarap teklif etmeye başlamışlar. Ama gelen geçen kimse olmadığı için öğlene kadar hiçbir şey satamamışlar. Öğlende Temel cebini karıştırmış. Bakmış ki cebinde bir 5 kuruş var. Gideyim de Dursun’a bir siftah vereyim demiş. 5 kuruş karşılığı, Dursun’un bir bardak şarabını içmiş. Biraz sonra, Dursun bakmış ki cebinde kazandığı 5 kuruş var. Gideyim de, ben de Temel’e bir siftah vereyim demiş ve 5 kuruşa Temel’in bir bardak şarabını içmiş. Gün içinde, gele gide, bizimkiler başka müşteri bulamadıkları için, aynı 5 kuruşu döndüre döndüre 2 testi şarabı halletmişler.

Gördüğünüz gibi, 5 kuruş deyip geçmeyin, küçümsediğiniz o 5 kuruş, yeterince hızlı döndüğünde, 10’ar bardaktan 20 bardak eden 2 testi şarabı bitirmiş. Yani, 5 kuruş olmuş size 100 kuruş.

Eğer, gelecek endişesi nedeni ile harcamalar durursa, ekonominin kaybını siz düşünün. Bu durumda hükümetin bir görevi, vatandaşın geleceğinin güvende olduğunu hissettirecek çalışmalar yapmaktır. Ama, “kriz bize değmez… teğet geçer…. Kriz filan yok, çok iyiyiz….” gibi çocuk kandırıcı laflar pek işe yaramaz. Ülkeye bu durumlarda liderlik etmek gerekir. Gelecek hakkında gerçekten ayağı yere basan, ekonominin kurallarını iyi bilen öneri ve görüşler ileri sürülmesi gerekir. Yoksa, saf ve ekonomiden anlamayan insanları kandırmış olursunuz.

Evet ikinci kriz böyle çıkar. Bu tip krizler de en fazla 2-3 çeyrek sürer. Daha uzun sürüyorsa, başka bir sorun var demektir.

Üçüncü neden: Bankacılık Krizi


Şimdi gelelim son kriz tipine: BANKACILIK KRİZİ… İşte bu kriz tipi korkmanız gereken; normal olmayan; serbest piyasa ekonomisinin şartlarını çarpıtan bir kriz tipidir. 2009 krizi bir BANKACILIK KRİZİDİR. Bugün yaşadığımız kriz de onun devamıdır. Bazıları 2012’de yeni bir kriz yaşıyoruz diyor ama inanmayın. 2009’un devamı yaşanıyor. Üstelik şaşıracağınız bir şey daha söyleyeyim. Bu kriz 2020 yılına kadar devam edecektir.

Bankacılık krizi şudur:

Bankalar, tasarruf yapan vatandaşın parasını saklar. Aynı zamanda, sakladığı bu paraları, ihtiyacı olan kişi, firma, hükümet gibi özel ve tüzel kişilere borç olarak verir. Karşılığında da ipotek denilen teminatlar alır.

Bazen, hükümetlerin yanlış politikaları nedeni ile bazı sektörlerde “balonlar” oluşur. Örneğin “gayrimenkul balonu” gibi. 2009 yılı öncesinde, ABD’de bir gayrimenkul balonu oluştu. Emlaklerin değeri, çok kısa süre içinde 2 katına fırladı. Eskiden 100 lira değeri olan evini ipotek ederek bankadan borç almış olan vatandaş, şimdi evinin değeri 2 katına fırlayınca, bankasına gidip, artan değeri de teminat göstererek, bir o kadar daha kredi kullandı. Dolayısı ile bankacılık sisteminin vermiş olduğu kredi miktarı, aynı teminata dayanarak ikiye katlandı. Sonra bir gün geldi ve emlak değerleri çöktü. Öyle bir çöktü ki, yarı fiyatının da altına indi. Bu sefer, bankaların vermiş olduğu krediler için teminatlar eksik kaldı. Bu bankaları rahatsız etti ve harekete geçirdi. Harekete geçen bankalar, borçluları taciz etmeye başlayınca, ikinci tip kriz oluştu: Yukarıda bahsettiğimiz “Hayali” kriz, ya da beklentilerin neden olduğu durgunluk.

Bu sefer ortalıkta para dönmeyince, para kazanamayan şirketler maliyet azaltmaya çalıştı ve elemanları işten çıkardı. Elemanlar işten çıkınca, banka borçları ödenememeye başlandı. Zora giren bankalar, borç verdikleri firmaların kredilerini geri çağırmaya başladı. Velhasılı, piyasalarda büyük bir çöküş başladı. Çöküşü gören hükümetler, ekonomiyi canlandırmak için var güçleri ile piyasaya para pompaladılar. Pompaladıkları paraları da bankalardan aldıkları borçlarla finanse ettiler. Pompalanan paralar piyasaları 2010 yılında rahatlatınca, sandılar ki kriz bitti. Bu kez, piyasaya pompaladıkları paraların geri ödeme vadesi gelince, önce Yunanistan, arkasından İspanya ve İtalya beyaz bayrak kaldırmaya başladı.

Almanya ve Fransa, Birliği kurtarma amacı ile kesenin ağzını açtı. Açar açmaz, Fransa’dan çatlak sesler geldi ve Nikola Sarkozy dakka bir, gol bir’e kurban gitti. Arkasından gelen François Hollande’nin krizle baş etme konusunda taban tabana farklı bir görüşü olduğu söylendi. Alman şansölyesi Angela Merkel ve Nikola Sarkozy’nin aksine, Hollande, hükümetin kemer sıkmasını değil, para harcamasını istiyordu. Bu siyasi kriz aşılır aşılmaz, bu sefer Almanya’dan çatlak sesler gelmeye başladı. En büyük eyalette Merkel’in partisi seçimi kaybetti. Bu, Bundesrepublik’in, yani Federatif Alman Cumhuriyetinin genel seçimlerinde nasıl bir sonuç elde edileceğine yönelik bir işaret oldu. Avrupa’da faşist, milliyetçi akımlar güç kazanmaya başladı. Fransa’da, Yunanistan’da, Almanya’da bu tip partilerin güçlenmesinden endişe duyulmaya başlandı.

Sonuç

Sonuç olarak bakın basit bir BANKACILIK KRİZİ, bizi nerelere getirdi. Avrupa’nın ödeme krizi içinde olması nedeni ile ekonomi durdu. Hem vatandaş, gelecek endişesi nedeni ile harcamayı durdurdu. Hem de bankalar paralarını alamadıkları için, kredi verdikleri kuruluşları taciz etmeye başladı. Avrupa, Türkiye’den ithal ettiği ürünleri azalttı. Çin’den ithal ettiği ürünler muazzam miktarda azaldı. Türkiye ve Çin daha az sipariş aldığı için, ekonominin çarklarını durdurmaya çalıştı ve merkez bankası başkanının dediği gibi, “uçağı indirdik, şimdi yola otobüsle devam edeceğiz” ….

Böyle anlaşılmaz benzetmelerden hiç hoşlanmıyorum. Bu edilen lafları Türkçesi şu: Kriz henüz dibe vurmadı. Sıkıntılar devam edecek. Hatta öyle ki, artarak devam edecek.

Kolay gele…

Can Komar
Bu yazı toplam 18252 defa okunmuştur.
Etiketler:
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Diğer Yazılar