Kibir, mütevazılık üzerine. Kibir usta bir yalancıdır

30 Temmuz 2015 Perşembe 11 : 34
Bünyamin HALAÇ

Bünyamin HALAÇ

Nasrettin Hocaya sormuşlar: “Hocam siz Evliya mısınız?”

“Evet” demiş Hoca, “isterseniz şu karşıdaki ağacı çağırayım buraya gelsin... Herkes merakla seyrederken Hoca 3 kere ağacı “ buraya gel” diyerek çağırmış. Fakat ağaç gelmemiş tabii…

“Gelmedi Hocam.” demişler…

Hoca: “O gelmezse ben giderim, Evliya da KİBİR olmaz.” demiş.

Kibir insanın kendisini güç, kuvvet, kudret, makam, servet, soy gibi meziyetinden dolayı başkasından üstün görme halidir. Kibir bir hastalıktır ayrıca, zaman içerisinde insanı çökertir. Kibir bütün dinlerde ve felsefi öğretilerde günah olarak bilinir. “Kibir en sevdiğim günahtır” sözüyle biter. Ego ile kardeştir kibir. İnsanlar en çok, kendilerine en güvendikleri zamanlarda hata yaparlar.

Kibirli ve yüksek egolu çalışanlar şirketlerini uzun vadede sıkıntıya sokarlar. İşin kötüsü bu tip çalışanlara şirket sahipleri de pirim veriyor olabilir. Bireysel başarılar iş sahiplerinin gözünü köreltebilir. Oysa bu tip yöneticilerin aşırı gururlu ve kibirli halleri karşılıklı bilgi alışverişi, (münazara), kıyaslama (mukayese ) ve karar verme (muhakeme) yeteneklerini de köreltir. Böylece ‘istişare’ diye bir şey kalmaz. Ortak akıl kullanılamaz, sağlıklı karar da çıkmaz dolayısıyla. Takım ruhu da gitti. Kibirli yönetici yanında çalışanların söz söylemesini, problem çözmesini dolayısıyla verimliliğini engellemiş olur. Kendisinden başkasını övmeyen kişi başkasını da övemez, bu da motivasyonu düşürür. Ne demişti eskiler; marifet, iltifata tabidir.

Kibirli ve cimri adamın ne kadar vasıfları olursa olsun, dikkate alınmaya değmez. Konfiçyus

Mütevazılık ve Gandi yönetici tipi;
Bu durum ve yapı, kibirlilik hali, kabaca dünyanın batı ve doğusunda belirgin farklılıklar gösterir. Özellikle Amerika da ve Avrupa da liderler ve yöneticiler alçakgönüllü, empatik, esprili ve samimi bir görüntü çizerler. Mütevazılık ve tevazu ön plandadır. Lider ya da yönetici kendini çalışanıyla aynı seviyede görür. Yönetim becerilerini güç ve şatafat kullanarak elde etmez. Yeni nesil şirketlerde neredeyse tamamında bu tarz yöneticiler vardır. Bu durum ‘Gandi Yönetici’ diye tanımlanabilir. Mütevazı, Egodan arınmış, doğallığı ön planda ve en alttaki çalışanla bile temas halinde. Konuşurken insanlara dokunan, kibir den uzak, gözünün içine bakan yönetici.

Sonra halkın içinde, onlardan biri gibi… Avrupa da çoğu lider ya da yöneticiyi halkın arasında, toplu taşıma araçlarında, bisiklet sürerken, sıradan araçlarla gezerken, alışveriş yaparken görmek mümkündür mesela. Sahi, şirketinizdeçalışan çaycının ya da güvenlik görevlisinin kaç çocuğu olduğunu nerde oturduğunu biliyor muydunuz? Gandi dünyanın doğusunun bir armağanı… Kendi giysisini kendi yıkayan, bir lokma ile günü geçiren, sadelik ve mütevazılığın simgesi. Ama onun bu sadelik ve mütevazılığını batı daha çok örnek almış görünüyor. Amerika ve Avrupa’nın toplumsal yapıları ve iş dünyası bunu yaşıyor. Yakın doğu ülkeler de ise maalesef otokratik liderlik – yöneticilik anlayışı hakim. Bu tarz da lider, gerekli yönlendirmeleri yaptığından, çalışanların ya da izleyenlerin herhangi bir becerisinin olmaması sorun yaratmaz. Cenap Şehabettin’ in şu sözleri durumu özetliyor;’ Meşe gölgesinde filizlenen yosunlar, çok kere kendilerini meşe fidanı sanırlar.’ Otoriter liderliğin bir başka sakıncası, liderin çok katı olması nedeniyle motivasyon düşüklüğü yaşanmasıdır. Dolayısıyla izleyicilerinin /çalışanların verimi düşük olabilir. Dünyaya armağan sadelik ve tevazu simgesi bir ulu çınar da bu topraklarda yetişmiştir; Mevlana Celaleddin-i Rumi . O şöyle tanımlar kibiri:

“Kibir nedir? Kendisinden habersiz, kendini bilmeyen insanın durumudur. Tıpkı güneşten haberi olmayan buzun kendini bir şey zannetmesi gibi...”

Ayrıca Mevlana’nın şu sözü batı da en çok bilinen, örnek gösterilen bir yaşam felsefesi niteliğindedir:

“Sevgide güneş gibi ol,
Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,
Hataları örtmede gece gibi ol,
Tevazuda toprak gibi ol,
Öfkede ölü gibi ol,  her ne olursan ol,
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”

Merhamet ve şefkat üzerine,

Afrika’da ‘yalanı’ bilmeyen kabilelerin yaşadığını biliyor muydunuz? Bu sözde ‘ilkel’ kabilelere ulaşan bilim nsanları, antropologlar ‘yalanı’ bu topluluğa bir türlü anlatamamışlar!!! Bugünkü dünyamızda ‘gelişmişliğin’ ve zenginliğin modernleştirdiği ilkel olmayan insan yalana borçlu olduğu zenginliğin içerisinde komşusu açken mesela, kendisi tok yatabiliyor. Yalan ne zaman yolumuz oldu!

Dukhalar, Moğolistan’ın sarp Sayan dağlarında yaşayan ‘ilkel’ bir topluluk. Magma Dergisi ocak sayısında muhteşem bir iş çıkarmış. Bu topluluğa ulaşmış. Dukhalar Hayvanları –doğaya müdahale diye anladıklarından- evcilleştirmedikleri için Ren geyiklerinin peşinde bir hayat sürüyorlar. Tarım yok, avcılık hayvancılık yapıyorlar. Yemedikleri hayvanları (kurt, vaşak) kesinlikle avlamıyorlar.

Avladıkları hayvanın patilerini öpüyor, bağışlanmayı diliyorlar. Senede sadece bir defa ayı avlıyorlar. Arkasından kesinlikle ateş etmiyorlar. Ayı ağaca tırmanırsa ateş etmiyorlar. Ayı da kendisinden korkup kaçan insanlara saldırmıyor! Şuursuzca ‘insan’ katledilen modern dünyamızı düşünsenize…

Biz ne ara bu hale geldik?

Gandi kimdir?

Hindistan bağımsızlık hareketinin siyasi ve ruhani önderidir. Gerçek adı Mohandas Karamchand Gandhi’dir. Yüce Ruh anlamına gelen ‘Mahatma’ Gandi olarak bilinir. (2 Ekim 1869 – 30 Ocak 1948). Hindistan’ın İngiltere’den kan dökülmeksizin bağımsızlığını elde etmesini sağlayan, kesin şiddet-karşıtı (ahimsa), baskıya kitlesel sivil itaatsizlik (Satyagraha) felsefenin kuramcısı ve uygulayıcısıdır.. Dünyada pek çok bağımsızlık hareketine ve sivil hak arayışına ve önderine (Albert Schweitzer, Martin Luther King, Nelson Mandela, Steve Biko, Dalay Lama, Aung San Suu Kyi vd) örnek olmuştur. Halkının fakirliğini ve hayat şartlarını paylaşmak için ve felsefi inançları gereği son derece basit ve sade bir yaşam sürmüş, sembolik olarak çıkrıkla ördüğü örtülerle yetinmiş, sadece meyveyle beslenmiş, sık sık oruç tutmuştur. Gandi fanatik bir Hint milliyetçisi tarafından sokakta vurularak öldürüldü.

Kıssadan Hisse;

28 Şubat 2015’de bu dünyadan göçen halk edebiyatının büyük üstadı Yaşar Kemal ‘Deniz Küstü’ romanında balıkçı Topal Hasan ‘a şunları söyletir: ‘’Bu gece seni hangi deyyus yiyecek güzelim? - der içini çeker, balığı ölçer sonra da ya denize ya da livarına atardı. Balığı denize atacaksa yüzü sevinçten bir çiçek gibi açar, şahadet parmağının ucuyla balığa dokunur, sonra onu denize bırakırdı. Topal Hasan’ın elinde olsa, şu lanet geçim ekmek parası olmasa tuttuğu yerden tüm balıkları denize bırakırdı. Şu bütün Marmara’nın balıklarını tutar tutar gerisin geri denize salardı.’’ Merhameti yüzünden, balıklara kıyamayıp aç kalmayı göze alan ‘Bu güzel insanlara ‘ ne oldu? Yoksa ‘O iyi insanlar’, o güzel atlara bindiler çekip gittiler mi?

Esen Kalın Büny amin Halaç

Bu yazı toplam 22835 defa okunmuştur.
Etiketler:
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Diğer Yazılar