2018’i Geride Bırakırken

13 Kasım 2018 Salı 16 : 25
Sedat Çiftçioğlu

Sedat Çiftçioğlu

Bir yılı daha geride bırakıyoruz. Dünya Çelik Birliği verilerine bakıldığında Türkiye çelik üretimini geçen yılın ilk dokuz ayına kıyasla %0,9 artışla 27,7 milyon tondan 27,9 milyon tona çıkarmış görünüyor. Bu oran geçen yıl % 13,51’di. Aynı dönemde Çin’e baktığımızda 2018’de %11,69, 2017’de ise %6,47’lik bir artış görüyoruz. Görünen o ki Çin tam gaz ilerliyor.

ABD, Eylül 2018'de, Eylül 2017'ye göre %9 artışla 7.3 Mt ham çelik üretti. İlk dokuz ayda ise geçen yıla kıyasla %4,53’lük bir artış yakaladı. Türkiye'nin Eylül 2018'deki ham çelik üretimi ise Eylül 2017'ye göre %5,9 düşüşle 2.8 Mt oldu.

20 Eylül 2018 tarihinde Fransa’nın Paris şehrinde aşırı çelik kapasitesini konuşmak üzere bir toplantı yapıldı. Bilindiği üzere bu küresel forum 4 ve 5 Eylül 2016 tarihlerinde Hangzhou zirvesinde yapılan çağrı üzerine GFSEC adıyla 16 Aralık 2016 tarihinde Berlin'de kuruldu. Bu global forum, küresel çelik endüstrisinde aşırı kapasite sorununu konuşmak, bilgi paylaşmak ve işbirliğini arttırmak amacını güdüyor. Forum üyeleri çelik üretiminin ve kapasitesinin yaklaşık % 90'ını temsil eden 33 üye ekonomiyi (tüm G20 üyeleri ve ilgili OECD üyeleri) bir araya getiriyor.

En son OECD verilerine göre, dünyanın çelik üretim kapasitesi 2017 yılında 2 267,8 milyon ton olarak gerçekleşti. Dünya Çelik Birliği'nin Nisan 2018 kısa dönem görünümüne göre çelik talebi, 2017 yılında 1 587,4 milyon tona ulaştı. Buna göre talep, kurulu kapasitenin ancak %69,9’unu karşılıyor.

Çelikte kapasite artışı dünya piyasalarındaki ticari sürtüşmeleride beraberinde getiriyor. Piyasa koşullarında iyileşmenin önünü açabilmek adına dünya çelik talebi ile kapasite arasındaki uçurumu azaltabilmenin yolları aranıyor. Ancak uzun vadede yıllık %1’lik çelik talebi büyümesiyle bu farkın kapatılması çok zaman alacak gibi görünüyor.

Ekonomide Genel Görünüm

Bir soruyu üç farklı ekonomiste sorarsanız beş farklı cevap alırsınız derler. Doğru tahmin öngörüsü yapabilmek ve durumu mevcut kuramlarla açıklamak günümüzde ne yazık ki oldukça güç. Bu güçlük ekonomi ve siyasetin kendi doğasındaki farklılıklardan kaynaklanıyor. Ünlü ekonomist Thomas Sowel "Ekonomide ilk ders kıtlıktır. Buna göre ihtiyaçları karşılamakta kullanılan her şey kıttır. Siyasetteki ilk ders ise ekonomideki ilk dersin dikkate alınmamasıdır.” der. Malum ticaret paraya dayalı yapılır. Toplam para arzı yani para stoğu denildiğinde herhangi bir anda sistemdeki tüm parasal varlıkların toplamı anlaşılır.

İhtiyaçları karşılamakta kullanılan şey paradır. ABD’nin 2008 krizi sonrası 870 milyar dolar olan baz parasını bir kaç yıl içerisinde 4 trilyon doların üzerine taşıması Sowel’i haklı çıkarıyor. Parasal bolluk ABD ile sınırlı kalmayıp dünyanın diğer önemli merkez bankalarınca da takip edilince dolaşımdaki para 20 trilyon doları aştı.

Önümüzdeki süreçte paranın bolluğu ile girilen açmaz paranın kıtlığı ile aşılmak ve bir nebze olsun paranın devir hızı dengelenmek istenecektir. Nitekim ABD piyasalardan 1 trilyon dolar civarında parayı çekmeye başladı bile. Görünen o ki 2019 parasal daralmaya sahne olacak.

Kartal kalkar, dal sarkar. Faiz kalkar talep sarkar

Ekonominin geleceği herkesi ilgilendiriyor o yüzden bu günlerde herkes benzer sorulara cevap arıyor. Fiyatlar düşecek mi çıkacak mı?

Şu karşıda bir kuru dal, dala konmuş kırk kartal, kartal kalkar, dal sarkar, dal sarkar kartal kalkar tekerlemesini bilmeyen yoktur. Bu güzel tekerleme kartalın yarattığı momentumun dal üzerindeki etkisini bize anlatır. Faiz oranları tüketim, borçlanma ve fiyatlar üzerinde bir etki yaratır. Eğer faiz oranları yüksekse, borç almak daha pahalı hale geleceği için tüketiciler paralarını harcamakta daha dikkatli olur. Buzdolabını değiştirmek isteyen acelesi yok, arabasını yenilemek isteyen nesi var taşıyor işte beni diyecek. Talep düşük olduğunda fiyatlar da düşük kalır ve enflasyon kontrol altında tutulmuş olur. Faiz oranları düşürülürse tüketici harcamaları artar, artan taleple birlikte fiyatlar yükselir.

Cebimizdeki parayla alabildiğimiz bir birim malı artık hiç alamıyorsak ya da 1 birimin altında alıyorsak bu durum bize enflasyon bilgisini verir. Enflasyon ya talep çekişli ya da maliyet itişli olur. Enflasyon doğrudan sabit gelirlileri etkiler. Talep arzdan daha yüksekse talep çekişli enflasyon ortaya çıkar. Artan maliyetler nedeniyle fiyatların yükselmesi durumunda ise maliyet itişli enflasyon oluşur. Tüketici mal ve hizmet fiyatlarındaki ortalama değişim tüketici fiyat endeksini, toptancı pazarındaki mal ve hizmet fiyatlarındaki değişim ise üretici fiyat endeksini verir. İlk dokuz ayın verilerine göre TÜFE’de değişim %18,16 ÜFE’de ise %37,60 oranında olmuş yani üreticideki maliyetler daha çok artmış görünüyor. Aynı dönemde USD kuru %58,16 artmış. Bu tablo parasal pozisyonu dengesiz ve maliyetleri taşıyamayan işletmeler doğurur.

Kısacası biraz daha dikkatli olunması gereken bir döneme giriyoruz. İyimserler bardağın yarısı dolu, kötümserler bardağın yarısı boş diyecekler. Bu dönem İyimser ya da kötümserlerin değil bardağın gereğinden iki kat büyük olduğunu görecek rasyonalistlerin dönemi olacak. Bu dönemde en yüksek getiriyi bilgiye yapılan yatırımlar sağlayacak.

Kasım’da Aşk Başkadır

Tüm yaşamı ve şahsiyetini milletine adamış eşsiz kahraman Atatürk’ü vefatının 80. yılında onu görememiş ve dokunamamış ama ışık tuttuğu insanlık idealini kalbine yerleştirmiş milyonlarca hayranından biri olarak saygı ve özlemle anıyorum….

Bu yazı toplam 2418 defa okunmuştur.
Etiketler:
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Diğer Yazılar